Primary Color:
Primary Text:
Secondary Color:
Secondary Text:
Tertiary Color:
Tertiary Text:
Color Picker
Preview
FeaturesTypographyTutorials
Module Title
Home
Module Title

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Ut non turpis a nisi pretium rutrum. Nullam congue, lectus a aliquam pretium, sem urna tempus justo, malesuada consequat nunc diam vel justo. In faucibus elit at purus. Suspendisse dapibus lorem. Curabitur luctus mauris.

Module Title
Module Title
Instructions

Select a predefined style from via the drop-down or choose your own colors via the handy mooRainbow based color-chooser. When you are satisfied with your selection, click the "Apply Colors" button below to store your selection in a cookie.

Apply Colors
İlçeler PDF Yazdır E-Posta
Yazar Administrator   
24 10 2009

SİNOP İLÇELERİ



AYANCIK

Ayancık İlçesinin tarihi ilk çağlara kadar uzanır. Ayancık ve çevresinde yaşayan ilk kavimler Paflogonyalılar, Amazonlar, Akalar ve Dorlardır. İlk çağda Paflogonya Batı Karadeniz bölümünde Biritanya, Pontusya ve Galatya arasında kalan yerdir. Pafogonyalılar bu bölgede bilinen ilk yerli halktır . M.Ö. 1200 yıllarına kadar Etiler'e bağlı, onların korumaları altında yaşamışlardır.

Ayancık ve çevresi 11. yüzyılın sonlarında ilk kez Danışmentoğullarının egemenliğine girmiştir. Bölge 1204 te Anadolu Selçuklularının, 1259 da Pervaneoğullarının, 1292 de Candaroğullarının eline geçmiştir. 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet Trabzon seferine giderken Sinop ve çevresini Osmanlı Devletine bağlamıştır. Tanzimat Devrine kadar Ayancık ve Çevresi Kastamonu' ya bağlı dört kadılıktan birinin yönetimi alanı içinde kalmıştır. Tanzimat ile başlayan, daha sonra devam eden yenileşme hareketleri sırasında Ayancık ve çevresinde (Sancak-Kaza) İlçe yönetimi kurulması düşünülmüş, İlçe merkezi olarak da Ayandon (Türkeli İlçesine bağlı Ayazköyü) kabul edilmiştir.

Ayancık, zaman içinde Kaymakamlık ve Askerlik Şubesi gibi resmi kurumların ve bir çok konut ve ticaret yapılarının kurulması ile hızla gelişmiştir. Alman ve Belçika sermayeli kereste fabrikasının 1929 yılında işletilmeye başlanması, bölge ekonomisi ve sosyal hayatında dönüm noktası olmuştur,Ayancık bu tarihten sonra sürekli gelişme göstermiştir. 1860 ‘lı yıllarda yapılan eski Hükümet Konağı binası 1952' de yanmış, yerine bugünkü mevcut bina yapılmıştır.

Ayancık, Cumhuriyetin ilanına kadar Kastamonu İline bağlı iken, Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan idari düzenlemede Sinop İline bağlı İlçe olmuştur. 

                                                                                                                                                    



BOYABAT

Tanzimat’tan önce Kastamonu sancak olup Boyabat bu sancağa bağlı kadılıktır. Tanzimat’ta yapılan idari değişikliğe göre vilayet, sancak, kaza, nahiye, kariye(köy) teşkilatı kurulmuştur.

Bu yeni teşkilata göre de Kastamonu vilayet (eyalet) Sinop sancak(vilayet)olmuştur. Sinop Kastamonu vilayetinin sancağı oldu. Boyabat kadılığı nahiyeye çevrildi. Nahiye olan Boyabat sonraki teşkilatla kaza olmuştur.

Tanzimat’a kadar kadılık olan Boyabat, Tanzimat ta yapılan (1260H.) idari değişikliğe göre, Boyabat kadılıktan nahiyeliğe çevrilmiştir. (1284 H.-1868 M.)teşkilatı ile de Boyabat kaza olmuştur.

KURULUŞ 1868 tarihinde Belediye statüsüne geçmiştir


                                                                                                                                                 



DİKMEN

    Dikmen ilçesi asıl yerleşim yeri olarak ilçenin 3 km. doğusundaki Eski Cuma görülmektedir. Dikmen'in de içinde bulunduğu bölgeye M.Ö.1200-1546 yılları arasında Paflagonyalı'lar hakim olmuştur, fakat onlar hakkında fazla bilgi yoktur. İskender İmparatorluğu M.Ö. 336-323 yılları arasında bu bölgeye hakim olmuşlardır. M.Ö. I.yüzyıldan itibaren Roma İmparatorluğunun egemenliğine girmiştir. 395 yılından itibaren de Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla Bizans olarak bildiğimiz Doğu Roma İmparatorluğu bu bölgeye hakim olmuştur. Anadolu Selçuklu sultanlarından I.İzzettin Keykavus, Sinop ile birlikte Dikmen'in de içinde bulunduğu bölgeyi 1211 tarihinde hakimiyeti altına aldığı ihtimali vardır. Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra 1277-1322 yılları arasında Pervaneoğulları Sinop ve diğer ilçeleriyle bu bölgeye hakim olmuşlardır. Pervaneoğullarının toprakları 1322'de Candaroğullarına geçmiştir. Çevikli köyünde "CENDER MEZARI" denilen mezarın Candaroğullarından olduğu bilinir. Sinop ve Dikmen'i içine alan bölgeler 1461 'de Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Kurtuluş savaşından önce işgale maruz kaldığı söylenemez.
    Ayrıca çevrede yaşayan insanlardan edinilen bilgilere göre Saray köyünde Söğütlü adı verilen bir göl vardır. O gölün yakınında Orta Çağ dan kalma bir saray vardı. Bu sarayın kimlerden kaldığı bilinmemektedir. Zamanla bakımı ve tadilatı yapılmadığından günümüzde kalıntısı bile kalmamıştır. Yine tarihi bir eser olarak bilinen Kerim köyü Eski Cuma mahallesindeki camiyi gösterebiliriz. Caminin yapılış tarihi bilinmemektedir. Ancak çevresindeki mezar kalıntılarının 1690 yılına ait olduğu sanılmaktadır. İlçemiz Kerim, Göllü ve Görümcek köylerinde bulunan asırlık mabet yerleri ve camiler ilçemizin çok eski bir yerleşim yeri olduğunun kanıtıdır. Ayrıca, Akçakese köyü altında mevcut büyük bir tümseğin tesadüfen kazılması sırasında oda oda büyük bir bina kalıntısının ortaya çıkması (1690) bir devlet kuruluşunun kanıtı olmuştur. Bu mevkiye KOLAZI denirdi. Halbuki askeri alay anlamına gelen Kolağası binası olduğu anlaşılmıştır. Eldeki mevcut bilgilere göre 1908 yıllarında Gerze 'nin bucak, Saray köyünün kaza olduğu şüphesizdir.(Kaynak; mevcut tapu senetleri)1890 yıllarında şimdiki Dikmen ilçesi içerisinde yer alan Üçpınar, Göllü ve Yaykın köylerinde İlkokul mevcut olduğu ve Ali Efendi 'nin (Mırıkoğlu) Üçpınar İlkokulunda öğretmenlik yaptığı ve köyün % 75 'inin okur-yazar olduğu bilinmektedir.
Bu bilgiler ışığında Candaroğulları'nın Sinop'ta hüküm sürdüğü yıllarda Gerze'den hiç bahsedilmediği, o devirlerde Saray kazasının yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır.İlçemiz yakın tarihini ise, 1935 yılında nahiye olarak teşkilatlandırılması, 1957 yılında içinde tüm kuruluşların bulunduğu Teşkilat-ı Nahiye haline gelmesi ve bundan 33 yıl sonra 20.05.1990 gün ve 20593 sayılı Resmi Gazete de yayınlanarak yürürlüğe giren 3644 nolu Kanun Hükmünde Kararname gereğince Kırçal, Dumanlı, Çorak köylerinin birleşmesi ile İlçe hüvviyetine kavuşmuştur. 30 Ağustos 1991 tarihinde fiilen ilçe olarak faaliyete geçmiştir diye özetleyebiliriz.
bulunmamaktadır. İlçe merkezinde ve Saray ve Serbest köylerinde her yıl Temmuz ayının 3.Haftasında Karakucak Güreşleri düzenlenmektedir. Ayrıca 1965 yılından buyana Eylül ayın içinde hayvan ve emtia panayırı kurulmaktadır. 

                                                                                                                                                        



DURAĞAN


Durağan'ın uzun bir geçmişi olup, tarihi yönünden epeyce eskidir. Eski İstanbul, Amasya, Diyarbakır, Trabzon ve Çorum yolları buradan geçerdi. Eski çağlarda bugünkü modern limanlar olmadığından, tabi limanlar gemilere sığınak olurdu. Bu yüzden Sinop'un tabii limanına giden yollar, Durağan-Boyabat üzerinden geçerdi.
Sinop'u Anadolu'nun iç kısımlarına bağlayan yolların ilçeden geçmesi, Durağan'ın önemini artırmış ve tarihi bir kasaba durumuna getirmiştir.

İlçe adının kasabada bulunan bir handan almaktadır. Kasabanın ilk kurulduğu yer , ilçenin 5 Km kuzeyinde "Sakızören" denen yerdir. Burada bulunan kaynak suyun yanında bir süre kalınmış, kaynak suyun kuruması ile halk Gökırmak'ın kıyısına inerek bugünkü yerine yerleşmiştir.Bu yer değişikliğin önemli diğer sebepleri de, halkın yol kenarına ve Han' ın yanına yerleşme istekleridir.(1) Han, 1265 yılında Pervane oğulları zamanında, pervane Muiüddin Süleyman tarafından yaptırılmıştır.(2) 
 yolcu ve halk dilinde buna hana DURAKHAN denilmiştir.Böylece yeni kasabanın adı, bu hana izafeten DURAKHAN , zaman içinde halk dilinde DURAĞAN şeklini alarak resmi kayıtlara geçmişti

Han (Kervansaray) , Durağan kasabası içinde eski camii (İsmail Bey Cami-i) yanındadır.Kitabesi caminin ön cephesinde duvara raptedilmiş iken, 1989 yılında başlanan ve 1992 yılında tamamlanan Durakhan' ın restore çalışmaları sırasında bu kitabe İsmail Bey Camiinden alınarak hanın giriş kapısı üzerine yerleştirilmiştir.
Selçuklu ordularının buraya karargah kurmaları ve çevre savaşları ile ilgili hazırlık yapmaları buranın önemini artırmıştır

Türbe dört köşe bir temel üzerine kurulmuştur.Duvarlar yükselirken, dört köşeden bölünerek kubbe ile çevrilmiştir.Türbe, taş, kireç ve harçla yapılmıştır. Doğuya açılan dar bir kapısı vardır. Bugün kubbenin üst kısmı yıkılmış, duvarlarının sıvaları dökülmüş perişan bir haldedir. 

Osmanlılar Döneminde Durağan 

Yıldırım Beyazıt döneminde Durağan-Boyabat ilçe toprakları 10 (On) yıl 1392-1402 Osmanlılar yönetimine geçmiştir. Osmanlıların Ankara yenilgisinden sonra Durağan ve Kastamonu çevresi Candaroğulları Beyliği'nin eline tekrar geçti.Osmanlılar, Padişah 2. Murat zamanında bu toprakları ikinci defa egemenlikleri altına aldılar. 

Kastamonu'nun Osmanlı ülkesine katılması ile Sinop İli toprakları içinde bulunan Durağan, Boyabat ve Gerze, Kastamonu sancağına bağlandı. 

Tanzimat teşkilatıyla birlikte Kastamonu İl (Eyalet) Sinop Kadılığı da bu eyalete bağlı bir Sancak oldu. Daha önce büyük Kastamonu Sancağı'na bağlı kaldıklarından Durağan, Boyabat, Ayancık ve Gerze, yönetimine göre yeni oluşan Sinop Sancağına bağlandı.Bu ara Durağan, Boyabat, Ayancık ve Gerze bir süre kadılık olarak yönetimde kaldı.1899 yılından sonra Sinop Sancağı'na bağlı merkez ilçe dahil 2 ilçe ve 3 bucak ile 486 köy bulunuyordu.Durağan bu ilçelerden Boyabat' a bağlı bir bucak ve 39 köyden meydana geliyordu. 

Sinop 1920 yılına kadar Kastamonu eyaletine bağlı sancak iken ,bu tarihten sonra bağımsız , Cumhuriyetten sonra sancakların kaldırılması ile de il olmuştur. Cumhuriyetten sonra Sinop çevresine daha çok hizmet götürmek için yeni ilçeler kurulmuştur.Bu sırada Durağan' da 1954 yılında ilçe olmuştur. 

Durağan'da Osmanlı'lar zamanında yapılan tarihi eser olarak Durağan Cami-i (İsmail Bey Cami-i ) vardır.Kitabesine göre ; 1867, hicri 1283 yılında yapılmıştır. 

Cumhuriyet Döneminde Durağan 

Durağan 1923 yılında 30.05.1954 tarihine kadar Boyabat İlçesine bağlı nahiye olup, 01.06.1954 tarihinde kaza haline getirilmiştir.10.03.1955 tarihinde Belediye kurulmuştur. 

Durağan'ın kaza olduğuna dair Sinop Şeriye Sicilinden alınmış Bekir BAŞOĞLU'nun "Boyabat ve Çevresi Tarihi " adlı kitabından iki madde alıyoruz: 

1- Sinop sancağı dahilinde Durağan kazası' na ait Durağan Divan'ı dahilinde vaki Yassıalan… 

2- Durağan kazası'na tabi Dütmen Divanında Emirtolu Kariyesi ahalisi köy Cami-inin Cuma namazı kılınmasına açılması istekleri… Yukarıdaki iki maddeye göre Durağan Tanzimat Teşkilatı döneminde nahiye olmuştur.1954 yılında ise İlçe olarak Boyabat' tan idari yönden ayrılmıştır. 

Durağan İlçesi önemini: Samsun-Havza-Vezirköprü-Durağan-Boyabat-Kastamonu-Bolu Karayolu , Sinop-Boyabat-Durağan-Havza çizgisi ile Sinop-Boyabat-Durağan- Kargı çizgisi üzerinde İç Anadolu'ya bağlanan yollardan alıyor ve Durağan'da bulunan Kervansaray da değer kazanıyordu.
Durağan' ın bu yol ve diğer tabi imkanları sayesinde kolaylıkla gelişmesi akla gelirken Cumhuriyet döneminde başlangıçta yeterince gelişme sağlayamamıştır.Kasaba olarak gelişme yakın tarihlerde başlamıştır. Buda yeterli bir gelişme özelliğinde değildir.


                                                                                                                                             



ERFELEK


Eskiden halk arasında Cumayanı olarak bilinen İlçe Merkezinin kuruluşu 1750’li yıllara dayanmaktadır. 1876’da fahri bucaklık verilmesiyle ismi Karasu olarak değişmiştir. Karasu Bucağı 1911 yılında resmi bucak merkezi olarak teşkilatlanmış, 01.04.1960 tarihinde ise ilçe statüsüne kavuşmuştur. Yeni teşkilatlanan İlçenin ismi ise etrafındaki Erfelek ormanlarından esinlenerek Erfelek olmuştur. Erfelek il merkezine 28 km. uzaklıkta küçük ve şirin bir ilçe merkezidir.

Tarihi seramik eserler, yer altı tünelleri, mağaralar ve savaş aletleri ilçenin toprakları üzerinde çeşitli uygarlıkların yaşadığını gösterir. Ancak bilgisizlik nedeni ile bu tarihi eserler ya değerinin farkında olunmadan imha edilmiş ya da çok düşük ücretlerle satılmıştır. Himmetoğlu Köyünün bulunduğu yerde Rumlar zamanından kalma harabeler mevcut olup burada bir kasaba kurulmuş olduğu sanılmaktadır. Sarıboğa Köyünde çok eskiye ait mağaralar mevcuttur. Kaldırayak Köyünün Gerdankıran Tepesinde tarihi bir mağara ve devamında tünel mevcuttur. Bu tünel yaklaşık 2 km. uzunluğunda olup Erfelek ilçesi Okçul Mahallesine açılmaktadır, İlçe merkezinde 1931-1932 yıllarında Ali KARASU adlı şahıs bahçesindeki toprağı kazarken bir tarihi eser kalıntısına rastlamıştır. Bu eserin etrafı temizlendiğinde bir hamam kubbesi meydana çıkmıştır. Bütün bunlar gösteriyor ki ilçe merkezi ve köylerinde daha öncede çeşitli yerleşim birimlerinin kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Horzum Köyünde tesadüfen yapılan kazılarda çeşitli tarihi eserler çıkmış olup bu eserler Sinop Müzesinde sergilenmektedir. Hemen hemen tüm köylerimizde Rum mezarlıklarına rastlamak mümkündür.

 
MS. 110 yıllarında zamanın Sinop Valisi PLYNİ tarafından Sinop a 16 mil mesafeden muntazam su yolları yapılarak su getirildiği, bu su yolunun da ilçenin Hasandere Köyünden geçtiği kalıntılardan anlaşılmaktadır. İlçe merkezine 2 km. uzaklıkta Kaldırayak Kuz Mahallesinde Rumlara ait bir kilise kalıntısı bulunmakta olup yerli halk tarafından bilinçsizlik sonucu tahrip edilmiştir.

İlçenin Abdurrahmanpaşa Köyünde UZUNTÜRBE, Tekke Köyünde SARITEKKE, Balıfakı Köyünde FAKI TÜRBESÎ, Sarıkum Köyünde HALİL TÜRBESÎ, Akçaçam Köyünde AŞIK HASAN TÜRBESÎ, Kızılcaelma Köyünde ÇİLE TÜRBESİ, Yeniköyde ise AKPINAR ve KANLI TÜRBE ler mevcut olup bunlardan UZUN TÜRBE ve SARI TEKKE de yılın belli günlerinde pazarlar kurulur, dualar okunur. Akçaçarn da bulunan
AŞIK HASAN TÜRBESÎ nde yatanın ise SEYYÎD BİLAL Hazretlerinin kardeşi olduğu rivayet edilmektedir.

İlçemiz, Ülkemizsin Batı Karadeniz Bölgesinde yer almakta olup, Doğuda Sinop İl Merkezi, Güneyde Boyabat İlçesi, Batıda Ayancık İlçesi,Kuzeyde Karadeniz ile çevrilmiştir. Etrafı ormanlarla kaplı, denize de kıyısı bulunan, eşsiz tabiat güzellikleriyle eşine ender rastlanan bir ilçedir.

Arazi; güneyde dağlık, kuzey ve doğuda engebeli ve düz yapıdadır. Dağlık arazinin tamamı ormanlarla kaplıdır. İlçenin ortasından geçen Karasu Çayı düz ve verimli bir ova şeridi oluşturarak kuzey doğudan Karadeniz e dökülür. Karasu Çayı 45 Km. uzunluğunda olup, 1.175 m kod farkı vardır.
İlçenin yüzölçümü 410 KM2 dir. Bunun %68.5 i orman, %29.4 ü tarım arazisi ve %2.1 i meradır.
İlçenin sahil kısımlarında kışlar ılık, yazlar sıcak ve her mevsim yağışlı olup, yağış miktarı yıllık 600-100 mm dir. Güneydeki dağlık bölgelerde ise geçit iklimi hakimdir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve yağışlıdır. Yağış ortalaması 400-500 mm dir.
İlçemizin denizden uzaklığı ortalama 17 Km, denizden yüksekliği ise ortalama 200 metredir 

                                                                                                                                                  



GERZE

M.Ö. 1400 yıllarında Gaşgalı'lar (Gasgaslar) tarafından küçük bir köy olarak kurulan şirin sahil ilçemiz, daha sonra Paflagonya Devletinin eline geçmiş, sırasıyla da; Hitit, Frig, Kimmer, Lidya, Pers, Büyük İskender, Roma ve Bizans İmparatorluklarının egemenliğine girmiştir.

1214 Yılında I. İzzettin Keykavus zamanında Selçuklu devletinin hakimiyetine giren Gerze, bir ara Trabzon Rum İmparatorluğunun eline geçmiş, nihayet 1459 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı İmparatorluğuna bağlanmıştır.

1896 Yılında Sinop İlinin nahiyesi yapılan Gerze, 1920 yılında aynı ile bağlı ilçe haline getirilmiştir.

Kayıtlardan ilçemizin eski adının Zagora, Gürzühatun, Savetova, Argibete olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere Paflagonya' lılar Kızılırmak' ın batı yöresine mızraklılar ülkesi anlamına gelen Gezonolit adını vermişlerdir. Gerze adının buradan geldiği sanılmaktadır.

İlçemizin yerleşim yeri olarak seçilmesi M.Ö.1400 yıllarına kadar dayanır,ilçemiz çok eski bir yerleşim yeridir.

13. Şubat 1956 Yılında büyük bir yangın felaketi geçiren ilçemiz devlet tarafından yeniden imar edilerek modern bir ilçe haline gelmiştir.


                                                                                                                                                            



SARAYDÜZÜ

Boyabat İlçesine bağlı Bucak iken 20 Mayıs 1990 gün ve 20523 sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanan 3644 sayılı Kanun’ la ilçe olmuştur. İlçenin, köy iken Osmanlı İmparatorluğu zamanında Kızıloğlan adı altında Bucak haline getirildiği bilinmektedir. İlçemiz güney batısında bulunan Tepeköy’ ü hudutları içerisinde çok eskiden yerleşim yeri olan ve enkazları bulunan, kimler tarafından yaptırıldığı bilinmeyen devirde “SARAYDÜZÜ” olarak adlandırılan bir yerin bulunduğu söylenmektedir.

Bu yüzden eski adı olan ve bir mana ifade etmeyen Kızıloğlan isminin, yerleşim merkezinin Saraydüzü’ nün eteklerinde düzlükte olması nedeni ile 1954 yılında köy muhtarı Mehmet COŞAR’ ın köy ismini n “SARAYDÜZÜ” olarak değiştirilmesi teklifi üzerine isim değişikliğine uğramıştır.

Bizanslılardan Türk Beyliklerine geçmiştir. Çeşitli Türk Beylik ve Devletlerinin, Osmanlı İmparatorluğunun egemenliğinde çeşitli uygarlıklara ve kültüre sahne olmuştur.

İlçemiz köylerinde çeşitli dönemlere ait cami, çeşmeler ile Osmanlı dönemine ait, sanatsal açıdan zengin görünümlere sahip, işleme ve oymalarla süslenmiş pencere, kapı ve balkonları ile ilgi çeken tarihi evler bulunmaktadır. Cuma köyünde bulunan Cuma günleri bütün çevre köy halkına merkezi bir cami olma özelliği ile dikkat çekmekte olan ve yapım tarihi evler bulunmaktadır. Bunu yanında merkezde bulunan ve bugün de ibadete açık olan Merkez Camii de gerek olağanüstü yapım hikayesi, gerekse tarihi bir yapı olma özelliği bakımından kayda değer bulunmaktadır. Ayrıca İlçemiz sınırları içerisinde bulunan bazı mağaraların tarih öncesi çağlarda yerleşim amacıyla kullanıldığı rivayet edilmektedir. 

                                                                                                                                                                        



TÜRKELİ


Anadolu'nun Türkleşmesinden sonra bu coğrafyanın tamamının Türk kültür unsurlarıyla donatıldığını görmekteyiz. Özellikle Kuzey Anadolu Bölgesinin dolayısıyla Sinop ve çevresinin Türk fetihlerinden sonra ebedi yurt haline geldiği görülür. Bu bölge fetih edildikten sonra bir daha Türklerin elinden çıkmamış, düşman işgali yaşamamış nadide yurt köşelerinden biridir.

Sinop ve çevresi tetkik edildiğinde karşımıza çıkan hanlar, hamamlar, medreseler, kervansaraylar, mescitler, imarethaneler, camiler, tekkeler bizim bu iddialarımızı doğrular niteliktedir. Sinop, Karadeniz'in önemli bir ticaret limanı olması nedeniyle tarihin değişik dönemlerinde ticaretle uğraşan devletlerin uğrak yeri olmuştur.

Anadolu'nun Karadeniz'e açılan önemli ticaret yollarında biri olan Sinop; Sultan I. İzzettin Keykavus tarafından fethedilmiş (1214) yapılan yeni teşkilat ve tayinlerle kısa zamanda bir Türk ve Müslüman beldesi haline getirilmiştir.

İlçenin tarihi ile ilgili yaptığımız araştırmalarda çok net bilgilere ve yazılı kaynaklara ulaşılamadı. İlçenin adı ve tarihi ile ilgili belli bir kaynağa dayanmayan iki farklı görüş tespit edildi.

Kısmen birbirine benzeyen bu görüşten ilkine göre ilçe merkezi, yerleşim yeri olarak yüzyıla yakın bir geçmişe sahiptir. İlçe önce Rum Pontuslular'ın sonra Selçukluların daha sonra İsfendiyaroğulları Beyliği'nin ve 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Sinop'u almasıyla Osmanlı yönetimine geçmiştir. İlk kurulduğu zamanki adı Yarna'dır. Daha sonra sahilde bir gemi kalıntısına istinaden Gemiyanı adı verilmiştir. Daha sonra Türklerin ormanlık alana yerleşmeleri ile Türklerin Yerleşim Yeri anlamına gelen TÜRKELİ adını almıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Ayancık ilçesine bağlı olan Türkeli 01.05.1957 yılında ilçe olmuştur.

İkinci görüşe göre; düşman saldırılarına karşı koyan Türk yerleşim birimlerinden birisi olduğu için Cumhuriyet döneminde şimdiki TÜRKELİ adı verildi.

Somut verilere dayanmamakla birlikte ilçenin çok uzak bir geçmişe sahip olmadığını düşünmekteyiz. Her ne kadar köylerden aldığımız duyumlara göre yerleşim yeri kalıntıları bulunmaktaysa da ilçe merkezinde yaptığımız gezide bir çok eski yerleşim yerinde rastlanan eski binaların olmayışı da yerleşmenin yeni olduğuna bizi iten bir başka olgudur.
Not: Kaynak :Belediyelerimize ve ve kardeş sitelerimize teşekkür ederiz

Son Güncelleme ( 08 11 2009 )
 
RocketTheme Joomla Templates